Neler yeni

Evde Kal Türkiyem 💕

Korona virüs ve sebep olduğu COVID-19 hastalığından kendinizi ve çevrenizdekileri korumak için, T.C. Sağlık Bakanlığı'nın yayınladığı 14 Kural'a uymanızı önemle rica ederiz.

Daha Fazlası

Sponsorluk Anlaşması 🎭

Öneri, istek, görüş, reklam ve sponsorluk, anlaşmaları hakkında bilgi almak için, iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.

Daha Fazlası

Forum Kuralları! 🤔🤔

Forum İsitme! kendine özgü kuralları olan, sınırsız özgürlük vaat etmeyen, akla her gelenin söylenmesinin ve isteyenin dilediği gibi davranmasının söz konusu olmadığı bir ortamdır.

Daha Fazlası
  • Merhaba Ziyaretçi, Forumumuz ücretsizdir. Herhangi bir kar amacı gütmemektedir. Amacımız; İşitme Cihazı kullanıcılarının, İşitme Engellilerin hayatını kolaylaştırmak ve bilgilendirmektir. Ayrıca bu kitlelere hizmet verecek olan Odyolog ve Odyometrist arkadaşlara destek olmak içindir. Bizlere destek olmak için Abone olup tavsiye etmeyi unutmayınız.
  • Değerli Forum Kullanıcılarımız; Şikayet kısımlarında açılan asılsız şikayetlerden forumumuz sorumlu değildir. Asılsız şikayet yapan kişiler için forum kullanıma kapatılacak ve mesajları silinecektir. Asılsız şikayet yapan kişilere ait bilgiler resmi kanalla forumumuzdan talep edildiğinde ilgili kuruma teslim edilecektir.
Yeni bir bilimsel araştırma, işitme testlerinden elde edilen sayısal verilerin genetik araştırmalarda geleneksel tanı kayıtlarından daha değerli bilgiler sağlayabileceğini ortaya koydu. Bulgular, gelecekte işitme kaybının daha erken değerlendirilmesi ve kişiye özel işitme sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi açısından dikkat çekiyor.

Bir hastanın sağlık dosyasında yalnızca "sensörinöral işitme kaybı" tanısının bulunması ile hangi frekanslarda ne kadar işitme kaybı yaşadığının ayrıntılı olarak kaydedilmesi arasında önemli bir fark var. Peki bu fark, işitme kaybının genetik nedenlerini araştırırken de belirleyici olabilir mi? ABD'de Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi tarafından gerçekleştirilen yeni bir çalışma, odyometrik ölçümlerin genetik araştırmalarda bugüne kadar yeterince değerlendirilememiş bir potansiyel taşıdığını gösteriyor.

8 Ekim 2026 tarihinde JAMA Otolaryngology–Head & Neck Surgery dergisinde yayımlanan araştırma, genetik verilerin odyometrik ölçümlerle birlikte analiz edilmesinin, işitme kaybıyla ilişkili genetik bölgelerin belirlenmesini kolaylaştırabileceğini ortaya koydu.

İşitme Kaybının Genetik Nedenlerini Araştırmak Neden Zor?​

İşitme kaybı tek bir nedene bağlı olarak gelişmiyor. Genetik özellikler, yaşlanma, gürültüye maruz kalma, çeşitli hastalıklar ve bazı ilaçların etkileri işitme sağlığını farklı biçimlerde etkileyebiliyor.

Ayrıca işitme kaybının derecesi, etkilenen frekanslar, başlangıç yaşı ve ilerleme biçimi kişiden kişiye değişebiliyor.

Bu nedenle işitme kaybının genetik yapısını anlamaya çalışan bilim insanlarının yalnızca kişinin işitme kaybı olup olmadığını bilmesi yeterli olmayabiliyor.

Geleneksel genetik araştırmalarda büyük hasta veri tabanlarından yararlanılıyor. Bu veri tabanlarında çoğunlukla hastalıkların ICD tanı kodları bulunuyor. Ancak söz konusu kodlar, işitme kaybının bütün özelliklerini ayrıntılı olarak yansıtmıyor.

Örneğin yüksek frekanslarda hafif derecede işitme kaybı bulunan bir kişi ile birçok frekansta ileri derecede işitme kaybı yaşayan başka bir kişi, araştırma veri tabanında aynı genel tanı grubunda yer alabiliyor.

Bu durum, farklı işitme kaybı özellikleriyle ilişkili olabilecek genetik etkenlerin belirlenmesini zorlaştırabiliyor.

Vanderbilt Araştırmasında İki Farklı Yöntem Karşılaştırıldı​

Araştırmacılar, Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi'nin BioVU adlı biyolojik veri bankasından yararlanarak iki farklı genetik analiz yaklaşımını karşılaştırdı.

İlk yöntemde yaklaşık 61.500 kişinin sağlık kayıtlarında bulunan tanı kodları esas alındı.

İkinci yöntemde ise 16.057 kişinin saf ses odyometri sonuçlarından elde edilen sayısal işitme eşikleri kullanıldı.

Odyometri temelli analizde, daha iyi işiten kulağın 500, 1.000 ve 2.000 Hz frekanslarındaki işitme eşiklerinin ortalaması değerlendirildi.

Böylece hastalar yalnızca "işitme kaybı var" veya "işitme kaybı yok" şeklinde sınıflandırılmadı. İşitme duyarlılığı, sayısal olarak değişen bir özellik şeklinde incelendi.

Bilimsel literatürde hassas fenotipleme (precision phenotyping) olarak adlandırılan bu yaklaşım, bir sağlık durumunun genel tanı kategorileri yerine ölçülebilen özelliklerle daha ayrıntılı tanımlanmasını ifade ediyor.

Araştırmanın dikkat çekici sonucu, daha az sayıda katılımcıyla gerçekleştirilen odyometri temelli analizin daha güçlü genetik ilişkiler ortaya çıkarması oldu.

Odyometrik Veriler Üç Önemli Genetik Bölgeyi Ortaya Çıkardı​

Araştırmada, odyometri verilerinin kullanıldığı analiz sonucunda istatistiksel açıdan anlamlı üç genetik bölge belirlendi.

Bu bölgeler dört genle ilişkilendirildi:

  • EML6: Hücresel yapıların düzenlenmesi ve sinir sistemiyle ilişkili süreçlerde rol oynayan bir gen.
  • SPTBN1: Sinir sisteminin gelişimi ve işlevleriyle bağlantılı bir gen.
  • ARHGEF28: Sinir hücrelerinin uzantıları ve bağlantılarının oluşumuyla ilişkili süreçlerde görev alan bir gen.
  • EYA4: Daha önce bazı kalıtsal, sendromik olmayan sensörinöral işitme kaybı türleriyle ilişkilendirilmiş bir gen.
Buna karşılık yalnızca tanı kodlarına dayalı analizde, araştırmanın belirlediği genom çapında istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşan herhangi bir genetik bölge saptanmadı.

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Çalışma, bu dört genin tamamının ilk kez keşfedildiği veya her birinin doğrudan işitme kaybına neden olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, belirlenen genetik bölgeleri biyolojik ve istatistiksel yöntemlerle ilgili genlerle ilişkilendirdi.

Genetik Etkilerin Ölçülmesinde Belirgin Fark​

Araştırmacılar, incelenen yaygın genetik varyantlarla ilişkili kalıtılabilirlik oranını da karşılaştırdı.

Odyometrik ölçümlere dayanan analizde bu oran yaklaşık %11,8 olarak hesaplandı. Tanı kodlarının kullanıldığı analizde ise yaklaşık %2,9 düzeyindeydi.

Bu sonuç, işitme duyarlılığının sayısal ölçümlerle değerlendirilmesinin genetik ilişkileri araştırmada daha fazla bilgi sağlayabildiğini gösteriyor.

Ancak bu oranlar, işitme kaybının yalnızca %11,8'inin genetik nedenlerden kaynaklandığı şeklinde yorumlanmamalı. Bunlar, araştırmada kullanılan modellerin ve incelenen genetik varyantların, ilgili işitme özelliklerindeki değişkenlikle ne ölçüde ilişkili olduğunu gösteren istatistiksel tahminlerdir.

Genetik Risk Önceden Belirlenebilecek mi?​

Araştırmanın bir diğer önemli bölümü, poligenik risk skorları üzerine yoğunlaştı.

Poligenik risk skoru, bir kişinin DNA'sındaki çok sayıda genetik varyantın birlikte değerlendirilmesiyle oluşturulan istatistiksel bir risk göstergesidir.

Araştırmacılar, odyometrik verilere dayanan analizlerden elde ettikleri genetik risk skorlarını, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin All of Us araştırma programındaki 109.096 kişinin verileri üzerinde değerlendirdi.

Odyometrik verilerle geliştirilen risk skorları, kişilerin bildirdiği ciddi işitme güçlüğüyle istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gösterdi. Tanı kodlarından geliştirilen risk skorlarında ise benzer bir ilişki saptanmadı.

Bununla birlikte, elde edilen ilişkinin büyüklüğü sınırlıydı. Odyometri temelli risk skorunda olasılık oranı 1,09 olarak hesaplandı. Bu nedenle mevcut modelin tek bir kişinin gelecekte işitme kaybı yaşayıp yaşamayacağını güvenilir biçimde tahmin edebildiği söylenemiyor.

Araştırma, henüz işitme kaybı bulunmayan kişileri yıllarca izleyerek gelecekte kimlerin işitme kaybı geliştirdiğini de incelemedi.

Dolayısıyla çalışma, bugün uygulanabilecek kesin bir genetik risk testi sunmuyor. Daha çok gelecekte geliştirilebilecek erken risk değerlendirme yöntemleri için bilimsel bir temel oluşturuyor.

Araştırmanın İşitme Sağlığı Açısından Önemi Nedir?​

Dünya Sağlık Örgütü'nün Mart 2026'da yayımladığı bilgilere göre, 2050 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık 2,5 milyar insanın herhangi bir derecede işitme kaybı yaşaması bekleniyor. Bunların 700 milyondan fazlasının işitme rehabilitasyonuna ihtiyaç duyabileceği öngörülüyor.

Bu büyüklükteki bir sağlık sorununda erken tanı, uygun müdahale ve düzenli takip giderek daha önemli hale geliyor.

Vanderbilt araştırmasının işitme sağlığı alanına sunduğu temel katkı, klinik ölçümlerin bilimsel araştırmalardaki değerini yeniden gündeme getirmesi.

Odyogramlar yalnızca mevcut işitme düzeyinin belirlenmesinde ve rehabilitasyonun planlanmasında kullanılan belgeler değil. Uygun yöntemlerle değerlendirildiklerinde, işitme kaybının biyolojik ve genetik özelliklerinin araştırılmasına da katkıda bulunabilecek veriler içeriyorlar.

Odyogramın Sayısal Verileri Neden Önemli?​

Günlük odyoloji uygulamalarında her frekanstaki işitme eşiği, hastanın işitme profilinin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Bu veriler zaman içinde karşılaştırıldığında işitme kaybının ilerleyip ilerlemediği, hangi frekansların etkilendiği ve sağ ile sol kulak arasında değişiklik bulunup bulunmadığı değerlendirilebiliyor.

Araştırma açısından bakıldığında ise yapılandırılmış ve güvenilir ölçümler, farklı kişilerin işitme özelliklerini daha doğru biçimde karşılaştırma imkânı sağlayabiliyor.

Üstelik yeni çalışmada yalnızca üç frekanstan hesaplanan ortalama kullanıldı. Yüksek frekanslardaki ayrıntılı değişimler, iki kulak arasındaki bütün farklılıklar ve gürültülü ortamda konuşmayı anlama becerisi doğrudan bu modele dahil edilmedi.

Bu nedenle gelecekte daha geniş frekans aralıklarını, odyogramın şeklini ve diğer işitsel performans ölçümlerini değerlendiren çalışmaların ek bilgiler sağlayıp sağlamayacağı araştırılabilir.

Türkiye'deki İşitme Sağlığı Sektörüne Olası Etkileri​

Türkiye açısından bu araştırmanın önemi, yalnızca gelecekte kullanılabilecek genetik testlerle sınırlı değil. Bulgular, işitme sağlığı hizmetlerinde doğru ölçüm, düzenli kayıt ve meslekler arası iş birliğinin değerini de ortaya koyuyor.

Türkiye'de yenidoğan ve okul çağı işitme tarama programları uygulanıyor. Sağlık Bakanlığı'nın 2026 yılında yayımladığı Çocuklarda İşitme Kayıpları Klinik Rehberi de erken değerlendirme, odyolojik tanılama, müdahale ve işitsel rehabilitasyon süreçlerini kapsamlı biçimde ele alıyor.

Yeni araştırma, bu mevcut uygulamaların yerine başka bir yöntem önermezken, klinik süreçlerde elde edilen nitelikli verilerin gelecekteki bilimsel araştırmalar için de önem taşıyabileceğini gösteriyor.

İşitme Cihazı Satış ve Uygulama Merkezleri Açısından Ne Anlama Geliyor?​

İşitme cihazı satış ve uygulama merkezleri, işitme rehabilitasyonunun önemli hizmet noktaları arasında bulunuyor.

Bu merkezlerde mevcut odyolojik değerlendirmelerin doğru yorumlanması, uygun cihaz uygulamasının yapılması, gerekli kontrollerin sürdürülmesi ve takip bilgilerinin düzenli tutulması hizmet kalitesini doğrudan etkiliyor.

Vanderbilt araştırması da veri kalitesinin yalnızca bugünkü hizmetler için değil, gelecekteki bilimsel çalışmalar bakımından da önemli olabileceğini hatırlatıyor.

Bu çerçevede Türkiye'deki sektör için bazı başlıklar öne çıkıyor:

Dijital kayıtların geliştirilmesi: Odyometrik değerlendirmelerin uygun, güvenli ve yapılandırılmış sistemlerle saklanması, geçmiş sonuçların karşılaştırılmasını ve hasta takibinin sürdürülmesini kolaylaştırabilir.

Uzun dönemli işitme takibi: Hastaların mevcut değerlendirmeleriyle önceki sonuçlarının birlikte incelenmesi, işitme durumundaki değişikliklerin fark edilmesine yardımcı olabilir.

Klinik iş birliği: Ailesel işitme kaybı öyküsü, erken başlangıçlı kayıp veya dikkat çekici ilerleme gibi durumlarda hastanın ilgili kulak burun boğaz ve odyoloji birimlerinde değerlendirilmesi önem taşır. Gerekli görülen kişiler, hekim değerlendirmesiyle tıbbi genetik hizmetlerine yönlendirilebilir.

Veri güvenliği: Sağlık ve genetik veriler, Türkiye'de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında özel nitelikli kişisel veriler arasındadır. Bu nedenle dijital kayıtların tutulması, paylaşılması ve araştırmalarda kullanılması sırasında hukuki şartlara ve veri güvenliği yükümlülüklerine uyulması gerekir.

Bununla birlikte bu araştırma, işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerine genetik tanı koyma veya genetik risk testi uygulama yönünde yeni bir yetki ya da görev tanımlamıyor. Sektörel değerlendirmeler, mevcut mesleki yetki ve sorumluluklar çerçevesinde ele alınmalıdır.

Bulguların Henüz Yanıtlamadığı Sorular​

Araştırmanın umut verici sonuçlarına rağmen bazı önemli sınırlılıkları bulunuyor.

Öncelikle genetik analizler, Avrupa genetik kökenine sahip katılımcıların verileriyle gerçekleştirildi. Bu nedenle sonuçların Türkiye dahil farklı genetik geçmişlere sahip toplumlarda aynı biçimde geçerli olduğu henüz gösterilmiş değil.

Ayrıca iki analizde farklı büyüklükte ve özelliklerde katılımcı grupları kullanıldı. Bu durum, yöntemler arasındaki sonuç farkının değerlendirilmesinde dikkate alınmalı.

Çalışmada işitme duyarlılığı yalnızca üç frekansın ortalamasıyla temsil edildi. Böyle bir ölçüm, bütün işitme kaybı tiplerini ve frekanslara göre değişen odyometrik özellikleri açıklamak için yeterli değil.

En önemlisi, geliştirilen genetik risk modellerinin bireysel klinik kararlar için güvenilirliği henüz kanıtlanmadı.

Bu soruların yanıtlanabilmesi için farklı toplumları kapsayan, daha ayrıntılı odyometrik ölçümlerin kullanıldığı ve bireylerin zaman içinde izlendiği yeni araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.

Sonuç: İşitme Sağlığının Geleceğinde Doğru Veri Daha Fazla Önem Kazanabilir​

Vanderbilt Üniversitesi'nin araştırması, işitme kaybının genetik yapısını anlamada önemli bir yöntemsel ilerlemeye işaret ediyor.

Çalışmanın ortaya koyduğu temel sonuç, yalnızca daha fazla veriye sahip olmanın değil, doğru ve ayrıntılı verileri kullanmanın da bilimsel keşiflerde belirleyici olabileceği.

Ancak bu bulgular, odyogramların tek başına genetik hastalıkları teşhis edebildiği veya yeni genetik risk modellerinin bugünden klinik uygulamalara aktarılabileceği anlamına gelmiyor.

Türkiye'deki işitme sağlığı sektörü açısından bakıldığında ise araştırma, mevcut hizmetlerde doğru odyolojik değerlendirme, güvenilir dijital kayıt, düzenli takip ve disiplinler arası iş birliğinin önemini destekleyen yeni bir bilimsel örnek sunuyor.

Gelecekte genetik bilgilerle odyometrik ölçümlerin daha etkin biçimde birleştirilmesi, işitme kaybının nedenlerini anlamada ve kişiye özel sağlık yaklaşımlarının geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir.

Bu geleceğin ne kadar yakın olduğunu ise yeni klinik araştırmalar belirleyecek.

Kaynaklar​

  1. DeFreese AJ, Rubat du Mérac T, Sheng Q, Nayak S, Jan TA. (2026). Precision Phenotyping With Audiometric Data and Gene Discovery for Sensorineural Hearing Loss. JAMA Otolaryngology–Head & Neck Surgery. 8 Ekim 2026. DOI: 10.1001/jamaoto.2026.3089.
  2. Hearing Health & Technology Matters. (2026). Why Detailed Hearing Tests May Be Key to Understanding Genetic Hearing Loss Risk. 9 Ekim 2026.
  3. Vanderbilt University Medical Center. (2026). New Genetic Insights Could Help Detect Hearing Loss Earlier. 8 Ekim 2026.
  4. Dünya Sağlık Örgütü (WHO). (2026). Deafness and Hearing Loss. 3 Mart 2026.
  5. T.C. Sağlık Bakanlığı. (2026). Çocuklarda İşitme Kayıpları Klinik Rehberi. Yayın No: 1399, Ankara.
  6. Kişisel Verileri Koruma Kurumu. Özel Nitelikli Kişisel Veriler.